Ölü Gelin Emily,Selin Altay ve Halit Pepiç sayesinde Victor’a kavuştu

Share

Sevgili Arkadaşım Selin benim gibi bir Tim Burton hayranı.

Oyüzden de aşağıdaki fotoğraflara Halit Pepiç ile beraber hayat vermişler.Ben bu işe çok sevindim çünkü Emily’i çok seven bir insan olarak onun yalnız kalmasına zamanında çok üzülmüştüm ama neyse ki Emily artık yalnız değil !

Oyuncu Selin Altay ve Halit Pepiç, Sina Demiral’ın çektiği bu muhteşem fotoğraflarla Ölü Gelin Hikayesini tekrar canlandırmışlar ve sonunu da mutlu bir son ile bitirmişler. Asıl hikaye de ise Victor ve Viktoria evleniyor, Ölü gelin Emily ise yalnız kalıyordu.Hatta Emily kelebek olarak uçup gidiyordu.Ama Selin ve Halit Pepiç Emily ile Victoru buluşturmuşlar ve ayırmamışlar.Gerçekten çok orjinal ve başarılı bir çalışma olmuş.Bu çalışmaya emeği geçen diğer bir önemli kişi ise Evrim Memilli.Makyaj Sanatçısı Evrim Memilli öyle bir makyaj yapmış ki hayran olmamak mümkün değil.Herkes gerçekten işini çok iyi yapmış.Umarım bu tür çalışmaların devamı gelir.Herkesi tebrik ediyorum.Harikasınız!

İşte Fotoğraflar:



foto?raf 1

foto?raf 2

 

foto?raf 3

foto?raf 1-1

foto?raf 2-1

foto?raf 3-1

foto?raf 1-2

foto?raf 2-2

foto?raf 3-2

Model :   Selin Altay & Halit Pepiç  

Fotoğrafçı Sanatçısı :   Sina Demiral ( http://www.sinademiral.com )

Makyaj Sanatçısı :   Evrim Memilli   ( http://evrimmemili.com )

Comments: Kommentare deaktiviert

Oyunculuktan Hayata,Selin Altay

Share
Selin Altay Cam

Her Ses bir Nefes – Sosyal Sorumluluk Projesi

 

Aslında bugünkü söyleşimin girişini nasıl yazacağımı çok düşündüm.

Özel bir şeyler yazmak istiyordum ama zorladıkça daha da batırıyorum ve günlerdir yayına hazır olan söyleşiyi bekletip duruyorum :)

Sanırım çok heyecan yaptım:)
Söyleşimin kahramanı allahtan benim yeteneksizliğimi anlayacak biri :)

Kendisi S’nek , Türk malı, Nuri gibi program ve dizilerin yanında bir çok  reklamlar da oynayan  ekranların güzel yüzü, Oyuncu Selin Altay.

Bu röportaj benim icin çok özel çünkü Selin ile arkadaşlığımız ta ortaokul-lise koridorlarına ve güzel bir hikayeye dayanıyor.

Ozamanlar da böyleydi Selin. Yani duru samimi ve içten. İnsanın özü degişmez diye boşuna dememişler.

Övgüyü fazlasıyla hak eden bir insan kendisi ama arkadaşıma torpil yaptığımı düşünmenizi istemediğimden hemen sorularıma geçecegim.

Selinim bana zaman ayırdığın ve içimi ısıttığın için çok çok teşekkür ederim!

 

Selin Altay File

HER SES BIR NEFES / SOSYAL SORUMLULUK PROJESI
HTTP://WWW.GENCKIZSIGINMAEVI.ORG

 

Flz: Bir çoğumuz seni “Türk malı”,”Nuri”, “Cennet Mahallesi”, “Beyaz Gelincik” gibi dizilerden tanıyor. Fakat kronolojik açıdan neler yaptığını bir de senin ağzından tam olarak duyabilirmiyiz?

Selin Altay:

Sevgili Filiziko , kronolojik olarak işleri anlatacak olursam kısaca şunları söyleyebilirim. Üniversitedeyken reklamlarla başladım ve ardından ilk oynadığım dizi ‘Beyaz Gelincik’ oldu. Onun ardından sırayla ‘Cennet Mahallesi’, ‘Türk malı’ ve ‘Nuri’ dizileri oldu. Aralarda bir de tv programları ve reklamlar var .

 Bildschirmfoto 2013-04-19 um 15.07.47

 

Flz: Peki bu piyasaya nasıl girdin? Sosyoloji okurken birden seni dizilerde reklamlarda görür olduk.Biz kızımızı sosyolog olacak diye İstanbullara gönderdik ama o artist oldu diyenler var mı☺???

Selin Altay:

:) Aslına bakarsan yok. Evet, hesapta olmayan bir gelişmeydi. Ama lise yıllarında spikerlik hayalleri kurardım ve çok sözünü ederdim. O yüzden de kamera önü işlerde yer almam şaşırtmadı ailemi de sanıyorum. Bu piyasaya girmem üniversitede okurken reklamlar da oynamaya başlamamla oldu. Reklam hem bana harçlık oluyordu hem de çok vaktimi almıyordu.

 

Flz: Uzun yıllar Program sunuculuğu da yaptın. Her gün Program sunmak zor degil mi?
Dizi, Reklam, Sunuculuk, Modellik arasında senin için ne tür farklılıklar var? Hangisi daha zevkli?

Selin Altay:

Evet Filizciğim, uzun süre sunuculuk yaptım yaklaşık 450 saat canlı yayın deneyimim oldu. Programın her gün olması hem zor hem de insanı dinamik tutan bir şey. Canlı yayının kendine has bir heyecanı var. Her gün biraz da olsa o heyecanı yaşamak ve her gün yeni konuklar hakkında araştırma yapmak, insanı güncel ve canlı kılıyor. En çok hangisinden keyif aldığım konusunda şunu söyleyebilirim. Hepsinin kendine has dinamikleri var ve hepsinde deneyimlenebilecek yeni bir şeyler var. O yüzden aynı anda hepsi hem güzel hem de zor.

 

Flz: Biraz da Tiyatro calışmalarından da bahsedermisin ?

Selin Altay: 

Şu anda yer aldığım bir oyun yok, son olarak devlet tiyatroların da Civan Hoca’nın ( Civan Canova) yazdığı Levent hocanın (Levent Öktem) yönettiği “Üstat Harpagon” isimli oyundaydım, biteli bir sezonu geçti. Tiyatro gerçekten çok çok farklı bir deneyim, kameradan çok başka. Kesintisiz bir performans sergiliyorsunuz ve etrafınızdaki tüm değişkenlerle (seyirci , diğer oyuncular vb ) bir uyum içerisinde olmaya çalışıyorsunuz

 

Flz: Bir Röportajin da “Tv çok özenilen, gıpta edilen bir mecra olmasına rağmen aslında tüm sektörler de olduğu gibi zorlukları ve hayal kırıklıkları da barındırıyor.Elbette yaptığım işten aynı zaman da keyifte alıyorum ama sonuçta hayat tozpembe degil.” demişsin. Nedir peki tozpembe olmayan?

Selin Altay:

Evet hiç bir sey dışardan göründüğü gibi değil. Hayatın her alanın da zorluklar var ama bizim sektör için çarpı iki diyebilirim. Dışarıdan olabildiğine kolay ve mutlu görünürken aslında hayal kırıklıkları ve belirsizliklerle dolu. İçinde olmayan kişi Tv de yapılan işi kolay icra edilebilen, çok para ve itibar getiren bir meslek olarak algılıyor. Ama aslında çok büyük hayallerin ve çok küçük ihtimallerin olduğu bir dünya. Kimsenin işi kolay değil elbette. Her işte rekabet var, her işte çok çaba harcamak gerekiyor. Tv de de durum farklı değil yani.

Comments: Kommentare deaktiviert

Dost demek, SÇC Demek!

Share

 

 

Kendi kendimize seçebildigimiz tek aile, Dostlarımızdır!

 

Bu cümleyi yıllar önce Londra’dan gelen bir Magnet de okumuştum.
Bu Magnet bir Dost hediyesidir ve o gün bugündür de yanımdan ayırmamışımdır.
Dostlar insana ne kadar şanslı olduğunu ve hayatın yaşamaya değer oldugunu gösterir.
Tökezlediğiniz de size kaldırırlar ve yadırgamazlar tökezlemenizi.
Mideniz bulandığında (öncesinde ve sonrasında) sizinle cebelleşirler ve gemisini terk etmeyen kaptan gibidirler. Size tavla öğreten, sizi sıkılmadan dinleyen beraber gülüp agladığınız kişidir Dost.
 
Her yılın sonunda ben de şirketler gibi yıl sonu bilançosu çıkarırım hayatıma dair.(neyse ki şirketlerle aynı amacı gütmemekteyim:))
Yıl sonu bilançosunda karşılaşılan sonuçlar bazen sevindirici bazen de değildir. Bu yıl oluşturduğum liste daha tamamlanmadı ama bunu yaparken hatırladığım hikayeler beni bu yazıyı yazmaya itti.
İnsan yaptıklarının hesabını çıkardığı zaman ilişkilerin bakım/besleme/özen ile ancak  var olduğunu görüyor. Sağlam, sabit ilişkiler ancak böyle kuruluyor.
 
Comments: Kommentare deaktiviert

Solin Ohanyan ile Reiki, ezoterik bir uygulama üzerine bir Söyleyişi

Share

1964 yılında Hripsime Guys kilisesinde Soline Ohanyan’ın doğması için bir mum yakılır. 53 yıldır evli olan Suzan ve Ohannes Çeliktop çiftinin  küçük çocuğu olan Soline’ nin doğum hikayesi oldukça ilginçtir fakat bu hikayeye başka bir zaman değinmek durumundayım.

Soline’nin çocukluğu İstanbul’un Sarıyer ve Kurtuluş semtleri arasında Hristiyanların ve  Müslümanların birlikte huzurlu yaşadığı bir dönemde geçer.

Solin o dönemi kendi kelimeleri ile şöyle anlatır:

“Eskiden Sarıyer yazlık bir yerdi. Tüm komşular oraya taşınmamıza yardım etmişti. Çoğu Karadenizliydi ve balıkçılıkla geçiniyordu. Balık dönüşü mutlaka komşu hakkı bize poşet dolusu balık gelirdi ve genellikle palamut ya da lüfer olurdu bu balıklar. Babam hemen mangalı yakar denizden yeni çıkmış tazecik balıklar ateşe atılır, yanına hemen bir salata yapılır, ve bir de komşu fırından sıcak ekmek de alınarak o güzelim balıklar yenilirdi. Hâlâ o yediğim lüferlerin tadı damağımdadır. Bazen düşünürüm de, biz mi çok şanslı, mutlu sağlıklı çocuklardık, yoksa bizim çocuklarımız mı? Sanırım her şeye rağmen bizler daha şanslıydık. Belki bilgisayarlarımız , cep telefonlarımız, play-stationlarımız, ya da tabletlerimiz yoktu ama bir sürü arkadaşlarımız vardı. Evlerimiz küçüktü ama zaten biz de evde oturmazdık çünkü sokaklarımız, tırmanacak meyve ağaçlarımız vardı. Dut ve incir sadece ağaçtan yenilirdi bizim dönemimizde….

Öyle bir zamanın çocuğuyum işte ben”.

Comments: Kommentare deaktiviert

SOLIN

Share

 

 

Ben Solin, yani Soline  Ohanyan.

Ben bir reiki masterıyım ve size hikayemi anlatmak istiyorum.

Nedeni olmadan, sadece anlatmak istiyorum ve size de aynısını öneririm.

—————————–

İlk hastam  Kamil Bey. Nurlar içinde yatsın.

Kamil Bey  senelerce uluslararası şirketlerde Mali İşler konusunda üst düzey yöneticilik yapmış, kendini çok iyi yetiştirmiş, bir çok konu da bilgili, sohbeti çok keyifli , çok titiz, mükemmelliyetçi bir adamdı.

Hayatında ki öncelikleri hep işleri olmuştu.

Sert görünüşünün ardında sevgi dolu babacan bir insandı, kimseyi incitmezdi. İki kız babası olduğunu söylersem onun kişiliği hakkında daha fazla bilgi sahibi olursunuz.

Bu mükemmelliyetçi yapısı onun sonunda kanser olmasına zemin hazırlamıştı.

Comments: Kommentare deaktiviert

Was uns in diesem Leben alles wahnsinnig macht

Share

Heute: Der Kampf um Anerkennung


Manche Menschen – und ich selbst zähle mich zu ihnen – werden im Leben andauernd gestochen wie von einer Biene. Diese Menschen sind deshalb ständig unruhig, können das Treiben auf der Welt nicht einfach apolitisch betrachten sondern wollen sich einmischen. Weder Therapeuten noch Philosophen oder sonst etwas können sie davon abhalten ihren Gedanken Ausdruck zu verleihen. Von ihren Mitmenschen werden sie dafür nicht gerade geliebt.

In den meisten Gesellschaften, insbesondere in solchen auf dem Weg zu “entwickelten” Gesellschaften, sind die angesprochenen Menschen nicht willkommen – so auch in der Türkei. Ihre Mitmenschen kritisieren sie und begründen dies noch damit, dass es nur “zu ihrem eigenen Besten” sei. Der eigentlich Grund für die Kritik ist aber der Versuch das Selbstbewusstsein der “Störenfriede” zu demolieren um sie in ihrem Wirken, ihrem Leben einzuschränken. Denn diese Menschen könnten ihr gewohntes Leben bedrohen.

Wenn man das so liest, wird schnell klar, dass die “Störenfriede” ein schweres Leben haben. Mir wurde es aber erst richtig klar, als mein Therapeut mich bei einem unserer Gespräche auf das Thema brachte. Ich las daraufhin mehrere wissenschaftliche Artikel, forschte eine Weile und kam letztlich zu einer Einsicht, die eigentlich auf der Hand liegt:

Der Mensch will Anerkennung.

 

 

Comments: 6 Comments

Kaugummi raus,Frau Erdoğan!

Share

Heute morgen habe ich mich mal wieder sehr aufgeregt! Der Grund? Artikel aus der türkischen und deutschen Zeitungen über das „Kaugummi Verfahren“ der Tochter des türkischen  Ministerpräsidenten.

Sümeyye Erdoğan ist die Tochter des türkischen Ministerpräsidenten Recep Tayyip Erdoğan. Im Moment können Sie auf Sümeyye Erdoğans Facebook-Seite über das, was im türkischen Staatstheater in Ankara passierte, lesen.

In der letzten Woche ist Sümeyye Erdoğan mit einer Freundin, beide tragen Kopftuch, ins Theater „Der junge Osman“ gegangen. Während der Vorstellung saß Sie in der ersten Reihe mit einem Kaugummi im Mund, den Sie hin und her kaute.

Ich weiss nicht, wie es hier in Deutschland ist, aber in der Türkei herrschen auch im Theater verschiedene Normen, an die man sich halten sollte. Wenn man sich ein Theaterstück ansieht, sollte man seine Aufmerksamkeit auf den Künstler richten. Wer im Theater Kaugummi kaut, muss sich nicht wundern, wenn sein Verhalten als Respektlosigkeit verstanden wird.

Das gilt auch, wenn man Sümeyye Erdoğan heißt.

Comments: Kommentare deaktiviert

Mız-Mız

Share

Son zamanlar da söylemek istedigim çok şey olmasına rağmen bloke olmuş durumdayım.

Uzaktan Memleketimde yaşananları izlemek gerçekten katlanılmaz.

İşte buyüzden de gördüklerim, okuduklarım beni çok rahatsız etmekte.

Çünkü son haftalarda yaşanan üzücü olaylar hakkında herkes sadece konuşmakta ve hemen hemen herkes de aynı şeyleri söylemekte.

Tabii ki ‘konuşmayalım’, ‘eleştirmeyelim’ demiyorum.Aksine daha çok konuşmalı, daha çok düşünmeliyiz.

Fakat bu konuşmalar sadece atıp tutmaktan ibaret olunca insan ister istemez öfkeleniyor ve kızıyor olup bitenlere.

İşte sorun da tam bu Nokta da başlıyor.

Yani herkes birşeyler diyor, ama asla eyleme geçilmiyor.

Çünkü kimse çözüm önerisinde bulunmuyor.(Daimi çözümden bahsediyorum)

Herkes başkasının ne dediği ne yaptığı ile okadar meşgul ki çözümlerini eyleme geçirmeye vakit bulamıyor.Zaten konuşmaların nedeni de sorunları çözmek değil sadece bireysel rant sağlamak.

Oysa kimse bu durumun kendi seçimlerinin sonuçları olduğunu, hata yaptığını kabullenip arkasında durmuyor.En azından bunu yapabilseydik, insanlarımız için daha faydalı birşey yapmış olurduk.

Kısacası herkes sadece ukalalık taslamakta ve kendine dönüpte bakmamakta!

Madem herkes herşeyi bu kadar iyi biliyor, madem herkes bu kadar yardım sever neden bu Ülke de Sivil Toplum Örgütleri kurulmamakta? Neden kimse aktif olarak Toplum için kalıcı çözümler bulup bunun için çalışmamakta?

Ya da neden hâlâ 1980′ li yılların gündemindeki sorunlarla boğuşmaktayız?

Çünkü kahve köşelerinde okey oynamak, Altın Günleri yapıp onun bunun dedikodusunu yapmak, eğlence merkezlerinde boy gösterip manken gibi Eşlerle hava atmak daha önemli de ondan.

Bir kaç hafta sonra herşey unutulduğunda kimse zor durumda olan kimsesizlerimizi düşünmeyecek.(İşte sırf bunun için yazıyorum)

Herkes Sosyal Paylaşım Platformlarında hayatlarından fotoğraflar yayınlayarak ona buna hava atmaya devam edecek.

Çünkü biz artık insanların içine değil dışına bakmaktayız!!!

Kürt-Türk, Dinci-Dinsiz, Fakir-Zengin, Güzel-Çirkin, Kültürlü-Kültürsüz, Entel-Kıro gibi yüzeysel ayrımlar yaparak ta, kendimizi tanımlayıp diğer insanları aşağılayarak ötekileştirmeye devam edeceğiz.

Sonra da durmadan mız-mızlanacağız.

Hâlbuki konuştuğumuzun yarısı kadar çalışabilseydik, hiçbirşey bu noktaya varmazdı!!!

Nice mız-mızsSız Günler dileğiyle!

Saygılarımla

f.D

 

 

 

Comments: Kommentare deaktiviert

Lupercalia-Aşk Birliktelik gerektirmiyor!!!

Share

Merhaba Dünya!!!
Bir haftasonu ve saat sabahın  06.00′sı.

Balkon da oturmuş sonbaharın gelişini güzel bir çay ve sigara ile karşılarken, evimin önünde pijamalı iki çiftin tartışmalarına şahit oldum.

Tabii bir çoğunuz, benim ve onların bu saat de ,ayakta, ne işimizin olduğunu merak ediyordur ama ne ben ne de onlar bu sorunuzu cevaplayabileceğimizi sanmıyorum:)

Sanırım ‘uyku tutmadı’ diyip konuyu kapatıp ,asıl noktaya dönmemiz zaten en doğrusu.

Bugünün Konusu:

AŞK!!!

 

Comments: 2 Comments

Herkes aşıktır önce kendine

Share

Herkes aşıktır kendine…

Birazda olsa aşıktır kendine.

Neden mi?

Soluksuz ve amansız hayatta yokluğun,varlığın,köleliğin,ızdırabın,neşenin,keyfin ve türlü duygunun yaşandığı heryerde, heranda, önce insan kendini getirir.Çünkü insanoğlunun hayatında üzerinde pekte düşünmediği gözden kaçırdığı bir kavram vardır.

”Ayna”.

Tarihi 4 bin yıl öncesine kadar dayanan ayna ilk olarak yanardağdan kalan taşların cilalanmasıyla keşfedilmiştir ve ilk olarak Almanya’nın Nürnberg kentinde 14.yüzyılda bir odanın tüm odanın tüm detaylarını yansıtan ve tavana asılan nesneler olarak yer bulmuştur.Küçük aksesuarlar haline gelmesiyle özellikle kadınların elinden düşürmediği aynayı bilinen haline yine Alman ayna kimyageri Justus von Liebig getirmiştir.

Gümüşnitratın cama sürülmesiyle oluşan ayna, hiç düşünmediğimiz küçük bir ayrıntı olarak hayatımızın olmazsa olmazıdır.

Bir düşünün;ona herhangi birşeye bakar gibi bakmayız.Değerlidir yansıması.Dedim ya üzerinde hiç düşünmediğimiz bu duygu bizi kıymetli kılan güçlendiren anlardır.

Comments: Kommentare deaktiviert